Kırım Savaşı

>> Kırım Savaşı

Kırım Harbi, Osmanlı Devleti’nin tarihte ilk kez İngiltere ve Fransa’nın müttefiki olarak, Çarlık Rusya ile savaştığı ve galip geldiği bir harptir. Harbin esas nedenini Rusya’nın İstanbul ve Boğazları ele geçirerek, sıcak denizlere inme politikası oluşturmuştur. Ancak, Rusya’nın yanılgısı Osmanlı İmparatorluğu’nun toprak bütünlüğünü korumak maksadıyla Fransa’nın ve İngiltere’nin bu işe razı olmayacaklarını hesaplayamaması olmuştur.
 
1853 yılı başlarında Rusya ile Osmanlı İmparatorluğu’nun Balkanlar ve Boğazlar sebebiyle arası iyice açılmıştır. Özellikle Osmanlı Devleti’nin 1839 yılından itibaren, “Tanzimat” adı altında devletin bütün birimlerinde bir dizi reformlar uygulayarak, İngiltere ve Fransa’nın sempatisini kazanması, Rusya’yı oldukça rahatsız etmiştir. Bu sebeple, Rusya Osmanlı idaresi altında yaşayan bazı azınlıkları Hıristiyan potası altında toplayarak, hükümete karşı isyana teşvik etmeye başlamıştır. Böylelikle, Rusya 1851 yılında kendini davacı sıfatı ile diplomasi meydanına atmış ve Hıristiyan halkının selamet ve refahlarını temin yolunda bir takım icraat ve düzenlemeleri Osmanlı Devleti’nden talep etmiştir.

Bununla birlikte, Rusya’nın 1853 yılında Eflak ve Buğdan’ı işgal etmesi Kırım Harbi ile bitecek olan yeni bir savaşın başlangıcı olmuştur. Şöyle ki; Osmanlı Devleti, Rusya’ya bir ültimatom vererek, Eflak ve Buğdan’ı boşaltmasını istemiş, ancak bu istek kabul edilmeyince, Osmanlı Devleti 04 Ekim 1853 günü Rusya’ya savaş ilan etmiştir. Savaşa Osmanlı Ordusu’ndan Ömer Paşa komutasında yedi bin kişilik bir tümen katılmıştır. Başlangıçta Osmanlı orduları, Rus ordularını Oranca, Kalafat ve Silistire’de yenerek, büyük bir bozguna uğratmışlardır. Bu savaş sırasında Osmanlı Donanması’nı takviye maksadıyla Mısır’dan da savaş gemisi ile asker takviyesinde bulunulmuştur.


Bu dönemde Osmanlı Devleti’nin Karadeniz Filosu ikiye ayrılmıştır. Dört fırkateynden ibaret olan Birinci Filonun başına Filo Komutanı olarak Mustafa Paşa getirilmiş, gemilere iyi yetişmiş tayfalar görevlendirilmiş ve bu filo, 1853 yılının Kasım ayının son günlerinde cephane ve malzeme götürmek üzere Batum’a hareket etmiştir.


İkinci Filonun başına da Patrona (Koramiral) Osman Paşa getirilmiş, gemilere denizcilikle ilgisi olmayan yeni askere alınan çiftçiler ve köylüler doldurulmuştur. Filo; Avnullah, Nizammiye, Nesim-i Zafer, Fazlullah, Navek-i Bahri, Dimyat, Kaadir-i Zafer, Necm-i Efşan, Fevzi Mabud, Gül-i Sefid, Ereğli ve Pervaz-ı Bahri adlı gemi ve vapurlardan meydana gelmiştir. Bunlardan “Dimyat” ile “Pervaz-ı Bahri”yi, Rus seferi üzerine getirtilen Mısır gemileri teşkil etmiştir.


Anadolu üzerine Batum üzerinden gönderilen sevkıyatı himaye için Osman Paşa komutasındaki filoya İnceburun ile Amasra arasında karakol vazifesi verilerek, havalar müsait olmadığı zaman Sinop Limanı’na iltica etmesi emredilmiştir. Şiddetli bir fırtınadan dolayı Osman Paşa filosunun Sinop’ta demirli bulunduğu 30 Kasım 1853 tarihinde Amiral Nakhimov komutasındaki Rus Filosu, Sinop Limanı’na girmiştir. O günün Cuma olması sebebiyle Osman Paşa askerlerin çoğunu Cuma namazı için şehre göndermiştir. Sinop Limanı ağzındaki bataryalar ateş açtılarsa da Rus gemilerine isabet ettirememişlerdir. Ruslar, kıyı boyunca tek sıra demirlemiş olan Osman Paşanın gemilerine paralel olarak demir atmışlar ve ateşe başlamışlardır. Gemilerin bir kısmı gemilere, bir kısmı da Sinop şehrine ateş ettiğinden dolayı kısa zamanda hem gemiler yanarak batmış, hem de şehirde yangın çıkarak büyük hasar meydana gelmiştir.


Böylelikle, Osmanlı-İngiliz ve Fransız yakınlaşmasına ve Boğazlardan geçerek İstanbul’a gelen Müttefik savaş gemilerine karşı, Rusya 30 Kasım 1853 tarihinde Sinop’ta Osmanlı Donanması’nın büyük bir kısmını baskınla yakmıştır. Rus Filosu’nun bu baskınında Osman Paşa ayağından yaralı olarak esir düşmüş, gemilerdeki toplam 4200 personelden 2700’ü şehit olmuştur. Sinop baskını sonrasında İngiliz, Fransız, Avusturya ve Osmanlı Devletleri, 20 Ocak 1854 tarihinde yayınlanan deklarasyon ile, Rusya’dan Eflak ve Buğdan’ı boşaltmasını, tarafsız bir şehirde sulh görüşmelerine başlamasını talep ettiler ise de Rusya bu teklifi red etmiştir. Bununla birlikte, İngiltere ve Fransa 27 Şubat 1854 tarihinde Rusya’ya bir ültimatom daha vererek, Eflak ve Buğdan’ı iki ay içersinde boşaltmasını talep etmiştir.


Rusya’nın İngiliz ve Fransız ültimatomuna cevap vermemesi üzerine 12 Mart 1854 tarihinde Osmanlı Devleti ile İngiltere ve Fransa arasında bir anlaşma yapılmış; İngiliz ve Fransız parlamentoları 27 Mart 1854 tarihinde Rusya’ya savaş ilan etmişlerdir.Böylelikle, İstanbul ve Boğazların Rus tehdidi altında olduğunu değerlendiren İngiltere ve Fransa, tarihte ilk kez Osmanlı Devleti ile bir ittifak antlaşması imzalayıp, Osmanlı Devleti yanında Rusya’ya karşı bilfiil harbe girmişlerdir. 27 Mart 1854 tarihinde Kırım Harbi başlamış, Sivastopol ve Kırım’a taarruz etmek üzere bütün birlikler Bulgaristan/Varna’da toplanmıştır.


13 Nisan 1854 tarihinde İngiliz “Furious” gemisi, İngiliz ve Fransız elçilerini almak maksadıyla Odesa’ya gitmiştir. Ancak, Rus sahil bataryaları gemiye ateş açmışlardır. Bunun üzerine ertesi gün yedi gemi daha giderek Odesa’yı bombardımana başlamıştır. 22 Nisan 1854 tarihine kadar karşılıklı savaş sürmüş ve sonunda müttefikler vazgeçerek, Varna‘ya çekilmişlerdir.


Kırım Harbi’nde başlangıçta otuz bin askerden oluşan 4 Fransız tümeni, yirmi bin askerden oluşan 5 İngiliz tümeni ve yedi bin askerden oluşan bir Osmanlı tümeni görev yapmıştır. Bunun yanı sıra, 15’i Fransız, 10’u İngiliz ve 9’u Osmanlı olmak üzere toplamı 34 gemiden oluşan bir filo katılmıştır. Osmanlı gemileri Kayserili Ahmet Paşa komutasında bulunmuştur. Mısır’dan da takviye olarak dokuz savaş gemisi getirtilmiştir. Bu filoyu 50 buharlı harp gemisi ile 300 nakliye gemisinden oluşan bir kafile izlemiştir. Böylelikle, Kırım Harbi’nde Müttefik Donanması toplam 384 gemiden meydana gelmiştir.


Tarihte “Kırım Harbi” adı verilen bu savaşın başlangıcında Sivastopol Limanı ve Kalesi çevresine asker çıkartılarak, kara savaşları ile birlikte deniz savaşlarına da başlanmıştır. Ruslar, müttefik çemberini yarmak için sık sık saldırıda bulunmuşlardır. 07 Eylül 1854 tarihinde Varna’dan kalkan müttefik filo, Sivastopol yakınlarında, şehre 35 kilometre mesafedeki Kalimita Koyuna yetmiş bin asker çıkartmıştır.


Sivastopol kuşatması çok uzun sürmüş, karaya çıkan askerler, 23 Eylül 1854 tarihinde Alma Savaşını kazanarak karadan Sivastopol şehrinin önüne gelmiştir. Denizden de donanma şehre sürekli top ateşinde bulunmuştur. Kayserili Ahmet Paşa komutasındaki Osmanlı donanması Sivastopol önünde bulunmuştur. Müttefikler bu şehrin tahrip edilmesine büyük önem vermişler, zira, bu liman tahrip olunduğu takdirde, Rusya için Karadeniz’de tecavüzi bir harekatta bulunmak ihtimalinin kalmayacağını ve adı geçen denizin bu suretle tarafsızlığının temin edilerek, Rusların kuzeye doğru püskürtülmüş olacağını ve İstanbul’un kurtarılmış olacağını değerlendirmişlerdir.


Bununla birlikte, 26 Ocak 1855 tarihinde Fransa ile dostluk politikası güden, İtalya birliğini kurmaya çalışan Piemonte (Sardunya) Prensliği de Osmanlı Devleti’nin yanında harbe girmiş ve Kırım’a 15 bin asker göndermiştir. Sivastopol askeri limanı, Müttefiklerin çemberine alınmıştır. Tam altı büyük muharebe olmuş ve Ruslar bu çemberi yaramamışlardır. Savaş, 1855 yılının Eylül ayında daha da şiddetlenmiştir. Bununla birlikte, Müttefikler, Rusya’yı barışa zorlamak için Rusya’nın Boğazlar istikametinde, Akdeniz Devleti olmak için kullandığı deniz kuvvetlerinin tersanesi olan Kırım’a saldırıya başlamışlardır. Ardından, Kırım Yarımadası’nda Yenikale ve Kerç alınarak, Azak Denizi’ne de girilmiştir.


Nihayet, 1854 yılının Ekim ayında başlayan kuşatma sonucu 11 aylık bir muhasaradan sonra 10 Eylül 1855 tarihinde Kırım Yarımadası’nın en önemli şehri Sivastopol ele geçirilmiştir. Bombardıman sonucu, Müttefiklerin ölü ve yaralı kaybı hakkında 6147’den 12.340’a kadar muhtelif rakamlar vardır. Rusların kaybı ise 13.500 kadar olmuştur. Sivastopol’un işgali ile savaşın hızı kesilmiş, Ruslar sulh çareleri aramaya başlamışlardır. Müttefik gemileri de yavaş yavaş Varna’ya ve İstanbul’a dönmeye başlamışlardır. Dünya Denizcilik tarihinin ilk çok uluslu amfibi harekatı ve yelkenli savaş gemilerinin son deniz muharebeleri bu savaşta icra edilmiştir. Sivastopol Limanı’nı bombalayan Müttefik Filosu içinde Mahmudiye, Teşrifiye ile Peyk-i Meserret adlı Osmanlı kalyonları da yer almıştır.
          

Kırım Harbi makine ve makineli gemi döneminin henüz başladığı bir dönemde Osmanlı, İngiliz ve Fransız filolarını üç yıl yan yana bulundurmuş ve bu yakın temas gerek Osmanlı donanmasının gerekse de Osmanlı tersanelerinin gelişmesine yol açmıştır. Bununla birlikte, Osmanlı denizcileri bu savaşta gemilerin savaş idare konusunda ve tersanelerin modern teknik konularında büyük tecrübe kazanmışlardır. Çünkü İngiliz ve Fransız filoları kendi gemilerinin ve özellikle makineli gemilerin onarım ve bakım ihtiyacını karşılamak üzere İstanbul tersanesinde büyük yenilikler yapmışlardır.
          

Diğer taraftan, Kırım Harbi aynı zamanda, Donanmadan yoksun bir kuvvetin, Osmanlı İmparatorluğu’nun bekasını koruyamayacağının da bir göstergesi olmuştur. Bu harpte, Osmanlı Donanması, Müttefik Donanmaya ait buhar makineli ve zırhlı gemiler ile birlikte harekat yapmış; bu harekattan alınan dersler ışığında, Donanmanın özellikle stimli ve zırhlı gemiler ile güçlendirilmesi yönünde planlamalar yapılmıştır. Donanmanın gelişmesine ve modernize edilmesine büyük önem veren ve bu konuda her türlü imkanı seferber eden Sultan Abdülaziz (1861-1876) döneminde, dış borç alınarak gerek yabancı ülke tersanelerinde gerekse İstanbul, İzmit, Gemlik ve Mudanya Tersanelerinde 25’i zırhlı olmak üzere 100’ü aşkın gemiyi ihtiva eden bir gemi inşa programı realize edilmiş ve büyük bir deniz gücü oluşturulmuştur.
          

Netice itibariyle, Osmanlı İmparatorluğu, 1853-1856 Kırım Harbi’nde, tarihinde ilk defa Batı ülkeleri ile işbirliği yapmıştır.1856 yılının Şubat ayında imzalanan mütarekeyi müteakip aynı yılın Mart ayında Paris Barış Antlaşması imzalanmıştır. Bu antlaşma, tarihte ilk kez Osmanlı İmparatorluğu’nu Avrupa Devleti saymıştır. Ancak Antlaşmanın çok ağır ve onur kırıcı iki hükmü daha bulunmaktaydı. Bunlardan birincisi, “Osmanlı İmparatorluğu’nun toprak bütünlüğü Avrupa Devletlerinin garantisi altındadır”, ikincisi ise, “Osmanlı Devleti, Rusya ile birlikte Karadeniz’de savaş gemisi ve tersane bulundurmayacaktır” hükmüdür.
          

Bununla birlikte, Kırım Harbi, Osmanlı İmparatorluğu’nun Avrupalı Devletlerden ilk kez borç para alarak sürdürdüğü bir harptir. Bu harp, devleti yalnız mali yönden etkilemekle kalmamış, Tanzimat Fermanı ile başlayan ve devletin bütün müesseselerini kapsayan ıslahat hareketlerini ve bu arada Tersane ve Donanmaya yönelik girişilen reform çabalarını da olumsuz bir şekilde etkilemiştir.
 


MAHMUDİYE KALYONU’NA AİT KIRIM HARBİ İLE İLGİLİ EFSANELER

1829 yılında İstanbul Tersanesi’nde Mühendis Mehmet Efendi ile Mimar Mehmet Kalfa tarafından inşa edilmiş olan ve o dönemde dünyanın en büyük gemisi olma sıfatının taşıyan üç anbarlı Mahmudiye Kalyonu, Sivastopol’un bombardımanına Müttefik Filo ile birlikte katılmıştır. İlahi güçler tarafından korunduğuna inanılan, adeta bir “Hayalet gemi” misyonu taşıyan Mahmudiye kalyonunun uzunluğu 201, genişliği 56 metre idi. 128 topu ile dünyanın en büyük gemisine duyulan hayranlık, zamanla insanüstü varlıkların yardım ettiği düşünülen bir efsaneye dönüşmüştür.           
          
Mahmudiye Kalyonu’nun halk arasında gizli güçlere sahip olduğuna inanılması da bu döneme rastlamıştır. Halk arasında dolaşan rivayetlere göre, Kırım Harbi ilan edildiği gece, Haliç’te demirli bulunan Mahmudiye Kalyonu aşka gelerek, kendi kendine demirlerini koparıp, köprülere doğru yol almıştır. Yine Sivastopol bombalanırken, Mahmudiye Kalyonunun, kendiliğinden bir iskele bir sancağa döndüğü ve her iki taraf topları ile kaleyi dövdüğü anlatılmıştır.
          

Kırım Harbi’ne katılan Ali Dayının anlattığına göre, Sivastopol muhasarasına iştirak eden Müttefik donanmanın en kuvvetli gemisi Mahmudiye imiş. Bir gece subaylar ve askerler uyurken, gaipten gelen bir emirle kimsenin haberi olmadan Mahmudiye savaş hattına varmış, limana girmiş, sabah uyandıklarında kendilerini savaşın ortasında bulan mürettebat ile Ruslar büyük şaşkınlık yaşamışlar, fırsattan istifade eden Türkler Sivastopol’u bu şekilde fethetmişlerdir. Günden güne artan hikayeler bu gemiyi bir efsane haline getirmiştir. Halk, mübarek gecelerde ak sakallı, sarıklı bir takım insanların, geminin güvertesinde saf tutup, namaz kıldıklarını gördüklerini iddia etmiştir.
          

Bundan başka, Kırım Harbi’ne iştirak eden Mahmudiye’ye, Barbaros Hayrettin’in bayrağının bir eşi yaptırılarak çekilmiştir. Muhasara sırasında müttefik donanma bayraklarının, Rus gülleleri ile lime lime olmasına karşılık, bu bayrağa hiçbir şey isabet etmemesi de bu rivayetlerin artarak devam etmesine neden olmuştur.

Kaynakça
Afif BÜYÜKTUĞRUL; Osmanlı Deniz Harp Tarihi, II.Cilt
Enver Ziya KARAL; Osmanlı Tarihi, V.Cilt
Nejat GÜLEN; Dünden Bugüne Bahriyemiz
Hayati TEZEL; Anadolu Türklerinin Deniz Tarihi
KOCABAŞ Süleyman; Tarihte Türk-Rus Mücadelesi,
Ali İhsan GENCER; Bahriye’de Yapılan Islahat Hareketleri ve Bahriye Nezaretinin KuruluşuTürk Kültürü Dergisi, Deniz Kuvvetleri Sayısı, Sayı.117 
 http://www.osmanlimedeniyetleri.org/index.php?option=com_content&view=article&id=91:kirim-savai-1853-1856-&catid=45:savaslar&Itemid=59













Okunma: 4825

Yazıya Yapılan Yorumlar
Yorum Yaz